MR. MUSTAFA CELIK WRITE IN A NEWSPAPER

Bir Mektup Yazdım Hasan’a Ha Sana

Büyük Usta Rahmetli Abdürrahim Karakoç’u anarak başlamak istiyorum yazıya,
Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun. Onun sayesinde kelimelerle daha
çok barıştım. Manevi iklime ve ait olduğumuz topluma yolculuk da onu her okuyuşta
biraz daha derinleşti ve etkisini artırdı. Rahmetliyi okumaya lise yıllarında başladım.
Beşinci Mevsimdi o zamanlar. Değişime kapalı gelişime açık olduğum için hep beşinci
mevsimde kaldım. Böylece kelimelere daha çok anlam yüklemeyi öğrendim.
Edeceğim bir çok kötü lafı bir iyi kelime ile anlatmak kendimi daha rahatlatıyor.
Bazen de var olanın ötesine geçmek insanı manevi alemin derinliklerinde sürüklüyor.
Beşinci mevsimde takılıp kalırken hep 25 nci saati yaşamak ve titreyen alevle ısınmak.
Karşında sana, dışından dilek dileyen, içinden fesat akan adama, bil mukabil demek
kadar daha doğal ne olabilir ki.
Parası olmadığını cebine bakınca öğrenen adamın içmediği çaya elindeki son sermayesi
tabakası ve tütününü çıkarıp, say deyip çıkışındaki mertliği ve boyun eğmemezliği onunla
yaşarken makama derdini anlatmak isteyen adamın yediği azarları da ondan öğrendik.
Bitmeyen davaları hakim beye anlatırken uzadığını değil mahkemenin dedesinden miras kaldığını
hatırlatan yine o idi.
Mihriban’a hiç girmeyelim. Başka bahara kalsın. Ama var ise içinizde bir Mihriban iyi bakın,
incinmesin.
İncinmesin demişken, öyle yaşa ki mezara koyunca toprak incinmesin lafını da ondan duyduk.
Yaşamın inceliklerini anlatmıştır. Çözemediğimiz sorun olursa da böyüklere göndermiştir.
Biz ne bilek beğim böyükler bilir derken, bir taşla iki kuş vurmuştur. Kelimeyi sesli uyumuna
uydururken topu da böyüklere atmıştır ki, her şeyi onların bilip yönettiğini anlatmıştır.
Eski zamanlarda insanların birbirine misafirliğe gittiği ve TV denen şeyin olmadığı zamanlarda
vakit muhabbet ederek geçermiş. Nüktedanlar manidar konuşmalar yaparken ezberi iyi
olanlar da eskilerden kalma hikayeyi hatırında kalan kadarı anlatırken araya da kendince kelimeleri
sıkıştırıp varsa bir meramı laf arasına sığdırırmış. Kolayca bitmez kadim tarihe sahip bir
milletin üç kıtaya yayılan serüvenini anlatmak. Çin settinden Adriyatik’e yolculuk. Afrika’nın
çöllerinden Sibirya’nın sınırına varmak. Horasan’da yanan Ocak’tan aldığın Od’u Cihana yaymak.
Bu ateş derki Cihana, benim ile aydınlanırsın ve ısınırsın, bir gün mutlaka benim olacaksın.
Türkçe bu kadar büyük bir alanda konuşulunca tabii ki başka dillerle de temas edince ister istemez
etki altına girmiştir. Etkileşim gösterdiğimiz yerlere de bir şeyler bırakmıştır.
Değerli düşünürümüz Rahmetli Karakoç ta olayları yalın hali ile anlatırken, kelimelerin ihtişamından yararlanmıştır. Bir çok şiiri okunmanın yanı sıra Türkü şarkı olarak söylenmektedir.
Ustalar ölse de kalemin kağıda, kelamın merama hasreti bitmez.
Gelin yazımıza yazarın Hasan’a yazdığı ilk mektubun son mısrası ile son verelim.
Sen gideli çok haşerat türedi;
Anaç balıkların hepsi tüledi
Kavaklara kaplumbağa tünedi!
Yörük yaylasına çingen doldu de

www.alanyadanhaber.com

antalya web tasarım web tasarım web tasarım antalya Antalya transfer Antalya transfer Hatay araç kiralama Alanya Transfer Gazipaşa Transfer Antalya Transfer Antalya Flughafen Transfer